Ali Dutal
Toplum olarak büyük bir medeniyet bunalımı yaşamaktayız. Bu bunalımın en büyük göstergesi de Batı medeniyeti karşısında kendimizi ezik hissetmemizdir.
Özellikle de bazı kesimler kendi medeniyetine bakmıyor, her ortamda Batı Medeniyetinin üstünlüğünden bahsedip İslam Medeniyetini aşağılıma cihetine gidiyorlar.
Okullarımız var, üniversitelerimiz var, diplomalarımız var; ancak bütün bunlara rağmen kendi medeniyetimizin üstünlüğünü çocuklarımıza aktaramıyoruz.
Peki sorun nerede?
Elbette ki, çocuğun eğitiminde önemli bir role sahip aile ve çevrede sorumlu; ancak, en sorumlu eğitim sistemi olup bir sistemi şu sorulara cevap verebilmelidir:
Nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz?
Medeniyetimize uygun insan yetiştirebiliyor muyuz?
İslam Medeniyetinde eğitimin hedefi; meslek sahibi insan değil, ahlâklı, sorumluluk sahibi, adalet duygusu gelişmiş insan yetiştirmek olup meslek bunun doğal bir sonucudur.
Bugün ise eğitim; daha çok kazanmayı, daha iyi bir kariyeri, daha yüksek bir statüyü önceleyen bir yarışa dönüşmüş durumdadır.
"Ne olacaksın?" sorusu, "Nasıl bir insan olacaksın?" sorusunun çok çok önüne geçti. Gaye kaybolunca eğitim sistemiz medeniyetimizi aktaramıyor, çocuklarımız her geçen gün medeniyetinden uzaklaşıyor, medeniyetinin değerlerini hayatına taşıyamıyor.
Kul hakkı bilinci zayıf, sorumluluk duygusu kırılgan, merhamet ve adalet duygusu lafta ve yüzeysel…
Medeniyet, sadece bilen insanların değil; bildiğiyle yaşayan insanların omuzlarında yükselir.
Medeniyet aktarımının asıl mimarları öğretmenlerdir. Ancak bugün öğretmen; evrak yükü altında, müfredat baskısı içinde, performans ölçümleriyle kuşatılmış durumdadır
Öğretmen örnek insan olmaktan çıkarılıp, yalnızca bilgi aktaran bir memura dönüştürüldüğünde; öğrenci de istikametini kaybeder.
Unutulmamalıdır ki; öğretmeni itibarsızlaştıran bir sistem, geleceğini zayıflatır.
Yıllardır herkes akademik başarıya yönlendirildi; el emeği, üretim, zanaat ikinci plana itildi, meslekî eğitim cumhuriyet tarihi boyunca bilerek veya bilmeyerek ihmal edildi.
Sonuçta: Diploma işsizliği arttı, üreten değil, tüketen bir gençlik ortaya çıktı. Oysa, İslam medeniyetinde alın teri kutsal olup üretmeyen bir toplum ne ekonomik ne de ahlâkî olarak güçlü olabilir.
Eğitim hayattan kopuk, okulda anlatılan değerlerle sokakta yaşanan gerçeklik birbirini tutmuyor, aile değerler eğitimde etkin değil!
Okulda söylenen başka, hayatta karşılaşılan başka. Bu durum çocuk ile medeniyetimiz arasında kopukluk ve ikiyüzlü bir bilinç doğuruyor. Eğitim hayata temas etmediği sürece medeniyet değil çelişki üretir.
Kendi tarihimizden, inanç dünyamızdan ve kültürel birikimimizden beslenmeyen bir eğitim sistemi; kimlik kazandıramıyor, aidiyet oluşturamıyor, medeniyet bilinci veremiyor.
Bugün başarı; puanla, sıralamayla, dereceyle ölçülüyor yani başarı yanlış ölçülüyor.
Peki ahlâk nerede?
Sorumluluk nerede?
Emanet bilinci nerede?
Ölçülmeyen değerler, zamanla öğretilmez hâle gelir.
Eğitim sistemimiz medeniyet üretemiyor çünkü: insanı değil sonucu merkeze alıyor, ahlâkı değil başarıyı ödüllendiriyor, hikmeti değil kuru bilgiyi çoğaltıyor.
Çözüm; yeni sistemler icat etmekte değil, eğitimin ruhunu yeniden hatırlamakta yani medeniyetimizdedir.
Medeniyet; sınav kazanan değil, emanet taşıyan insanlar yetiştirebildiğimiz gün yeniden mümkün olacaktır.
Özellikle de bazı kesimler kendi medeniyetine bakmıyor, her ortamda Batı Medeniyetinin üstünlüğünden bahsedip İslam Medeniyetini aşağılıma cihetine gidiyorlar.
Okullarımız var, üniversitelerimiz var, diplomalarımız var; ancak bütün bunlara rağmen kendi medeniyetimizin üstünlüğünü çocuklarımıza aktaramıyoruz.
Peki sorun nerede?
Elbette ki, çocuğun eğitiminde önemli bir role sahip aile ve çevrede sorumlu; ancak, en sorumlu eğitim sistemi olup bir sistemi şu sorulara cevap verebilmelidir:
Nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz?
Medeniyetimize uygun insan yetiştirebiliyor muyuz?
İslam Medeniyetinde eğitimin hedefi; meslek sahibi insan değil, ahlâklı, sorumluluk sahibi, adalet duygusu gelişmiş insan yetiştirmek olup meslek bunun doğal bir sonucudur.
Bugün ise eğitim; daha çok kazanmayı, daha iyi bir kariyeri, daha yüksek bir statüyü önceleyen bir yarışa dönüşmüş durumdadır.
"Ne olacaksın?" sorusu, "Nasıl bir insan olacaksın?" sorusunun çok çok önüne geçti. Gaye kaybolunca eğitim sistemiz medeniyetimizi aktaramıyor, çocuklarımız her geçen gün medeniyetinden uzaklaşıyor, medeniyetinin değerlerini hayatına taşıyamıyor.
Kul hakkı bilinci zayıf, sorumluluk duygusu kırılgan, merhamet ve adalet duygusu lafta ve yüzeysel…
Medeniyet, sadece bilen insanların değil; bildiğiyle yaşayan insanların omuzlarında yükselir.
Medeniyet aktarımının asıl mimarları öğretmenlerdir. Ancak bugün öğretmen; evrak yükü altında, müfredat baskısı içinde, performans ölçümleriyle kuşatılmış durumdadır
Öğretmen örnek insan olmaktan çıkarılıp, yalnızca bilgi aktaran bir memura dönüştürüldüğünde; öğrenci de istikametini kaybeder.
Unutulmamalıdır ki; öğretmeni itibarsızlaştıran bir sistem, geleceğini zayıflatır.
Yıllardır herkes akademik başarıya yönlendirildi; el emeği, üretim, zanaat ikinci plana itildi, meslekî eğitim cumhuriyet tarihi boyunca bilerek veya bilmeyerek ihmal edildi.
Sonuçta: Diploma işsizliği arttı, üreten değil, tüketen bir gençlik ortaya çıktı. Oysa, İslam medeniyetinde alın teri kutsal olup üretmeyen bir toplum ne ekonomik ne de ahlâkî olarak güçlü olabilir.
Eğitim hayattan kopuk, okulda anlatılan değerlerle sokakta yaşanan gerçeklik birbirini tutmuyor, aile değerler eğitimde etkin değil!
Okulda söylenen başka, hayatta karşılaşılan başka. Bu durum çocuk ile medeniyetimiz arasında kopukluk ve ikiyüzlü bir bilinç doğuruyor. Eğitim hayata temas etmediği sürece medeniyet değil çelişki üretir.
Kendi tarihimizden, inanç dünyamızdan ve kültürel birikimimizden beslenmeyen bir eğitim sistemi; kimlik kazandıramıyor, aidiyet oluşturamıyor, medeniyet bilinci veremiyor.
Bugün başarı; puanla, sıralamayla, dereceyle ölçülüyor yani başarı yanlış ölçülüyor.
Peki ahlâk nerede?
Sorumluluk nerede?
Emanet bilinci nerede?
Ölçülmeyen değerler, zamanla öğretilmez hâle gelir.
Eğitim sistemimiz medeniyet üretemiyor çünkü: insanı değil sonucu merkeze alıyor, ahlâkı değil başarıyı ödüllendiriyor, hikmeti değil kuru bilgiyi çoğaltıyor.
Çözüm; yeni sistemler icat etmekte değil, eğitimin ruhunu yeniden hatırlamakta yani medeniyetimizdedir.
Medeniyet; sınav kazanan değil, emanet taşıyan insanlar yetiştirebildiğimiz gün yeniden mümkün olacaktır.
.jpg)
.jpg)
.jpg)